Kahramanmaraş
Nisan 2004
Alabalık sezonu henüz açılmadan, 2004 yılı için 3 ayrı program yapmıştım kendime. 1 Nisan dan sonra bunları gerçekleştirmek için sabırsızlanıyordum. Gideceğim yerler Adana ya uzak olduğu ve daha önce gitmediğim için herşeyi çok iyi ayarlamalı, zaten sınırlı olan zamanda hüsrana uğramamalıydım. Kardeş firmada çalışan arkadaşlardan beklediğim haber geldiğinde, daha fazla sabredemiyeceğimi anlamıştım. Perşembe günü Vedat ustadan istediğim malzemelerde elime ulaşınca tamamıyla hazırdım. Ancak hava durumu beni biraz korkutuyordu. 23 Nisan Cuma gecesine kadar arkadaşlarla bağlantımı koparmadım. Hava ve yağış durumu hakkında sürekli bilgi aldım.
24 Nisan sabah 8 ‘de son durum hakkında bilgi aldıktan sonra yola çıkmaya karar verdim. Parçalı bulutluydu hava, yağmur yağmamıştı. İşyerinden Ferhan abiyide yanıma yol arkadaşı seçmiştim. Öğlen 13:30 da vardık, dostlarımızla çaylarımızı içip, biraz sohbet etikten sonra ben hemen balığa gitme isteğimi bildirip, beni davet eden ancak bir başka firmada çalışan arkadaşımı buldum. Misafirhanede kalacağım odama eşyalarımı yerleştirip, hemen üstümü değiştirdim, artık hazırdım.
2 genç mühendis arkadaşım ve Ferhan abimle birlikte yakında olduğunu belirttikleri ırmağa doğru yola çıktık. 15 dk sonra vardığımız mekanda, arkadaşlar çayın kenarında kurulu alabalık çiftliğinin sahibiyle konuşup, arabayı park etmek için izin aldıktan sonra, ben arabadan iner inmez malzemelerime sarılıp, çiftliğin içinden geçerek koşar adımlarla suyun kenarına attım kendime. Çay çok büyük olmamasına karşın mevsim itibarı ile su seviyesi oldukça yükselmişti, yaz yağmuru gibi yağan kısa süreli yağmur suyu biraz bulandırmıştı. Ama balık tutulacak kadarda berrak sayılırdı. Etrafı tarlalarla çevrili çayın kenarları sık ağaçlarla doluydu. Ağaçların arasındaki boşluklardan ya da arasıra suya girerek olta atabilecektik. Aslında parkur daha önce gittiğim derelerden daha kolaydı. Burak ve ben önden, Taner ve Ferhan abi ırmağın karşısından başladık olta sallamaya. Daha 3. atışta 2 numara kırmızı benekli meeps in peşinden gelen küçük alabalık beni heyecenlandırdı. İlk yarım saat içinde 2 Alabalık yakalamıştık, ancak küçük olduklarından onları bırakmıştık. Çayın kenarında yavaş yavaş ilerlerken, elinde misinası ucunda benim kullandığım meepsin aynısını kullanarak avlanan biriyle karşılaştık. Adının Seyfi öğrendiğimiz köylü 2-3 km ilerdeki köydendi. Çayın etrafını kolaçan ettiğini, bu aradada olta attığını söyledi. Kanuni şekli dışında alabalık avlanmasına izin vermediklerini falan anlattı. 2 balık yaklamıştı, onlarda küçük olmamasına karşın sirkülerde geçen boy limitinin az altındaydı. Bir süre beraber avlanıp sohbet ettik. Bana balığın olabileceği yerleri söyleyip, oralara olta atmam için yardımcı olmaya çalışıyordu. Köyden birçok insanın az sonra buralarda olta atacağını belirtmişti, balık boldu hemen herkes 20-30 balık alabiliyordu. ancak sirkülerde geçen limitlerde balık oldukça az çıkıyordu, daha iri balık tutabilmek için daha yukarılara gitmek gerekiyordu. Balık çiftliği ile köy arasında ki 3-4 km lik parkurda istediğimiz verimi alamıyacağımızı belirtti. Zaten ben bu kadar avlanılan ve ayakaltı olan çayda alabalık kalmasına şaşırmıştım. Seyfi nin anlattıkları şevkimi kırmıştı. Biraz hızlı adımlarla arayı açıp olta atmaya başladım. Burak ta Seyfi ile beraber arkadan geliyordu. Hiç beklemediğim bir anda 25 cm biraz üstünde güzel bir balık oltama yapışınca, Burak elinde kamera ile koşarak yanıma geldi. Moralim biraz olsun düzelmişti. Bir süre daha avlandıktan sonra Seyfi nin köye yanaştığımızı söylediği anda ilerden çayın iki yakasında 5-6 kişinin ellerinde olta ile bize doğru avlanarak geldiğini gördük. Köylüler olta atmaya başlamıştı. Geldiğimiz yöne dönüp olta atmaya başladığımızda Seyfi ile sabah 6 da buluşup, çayın üst kısımlarına beraber gitmek üzere anlaşıp ayrıldık. Aşağı doğru olta atarak gitmek sıkıcıydı bu şekilde balık tutulacağına pek sıcak bakmıyordum. Ama köylüler hep yukarıdan aşağı doğru geliyordu. Meppsi akıntıya bırakıyor, 15-20 metre aşağıda akıntı meppsi kıyıya yaklaştırınca, kıyıya paralel yukarı doğru çekiyorlardı, onların taktikleri buymuş. Aşağı doğru inerken 2 kişinin daha bize doğru geldiğini gördük. Yanıma geldiklerinde köylü gençlerin 30 a yakın balık tuttuğu bunlardan sadece 7-8 nin limitlerin üstünde olduğunu sadece bir tanesininde oldukça iri olduğunu gördüm. Bu üzücüydü. Biraz daha inince bizimkilerle de karşılaştık. 4 balık tutmuşlar bunlardan çok ufak olan 3 balığı bırakmış, limitleri bilmedikleri için biraz daha irice olan tek balığı almışlardı. Ava başladığımız yere döndüğümüzde 3 saat içinde ben 8 diğer grup 4 balık tutmuştu. Ben tuttuklarımdan 5 ini bırakmış elimde kalan 3 balıkla mutlu olmuştum. Toplamda sadece 5 balığımız kalmıştı. Av şimdilik bitmişti.
Şantiyeye dönerken GTT de çalışan dostlarımızın bizim için bir lokantada yemek verdiklerini öğrendik, oraya gittik. Lokantaya girip masanın üzerinde duran tabakta 2 tane devasa kurutulmuş balık kafasını görünce afalladım. Ben iyice bakmadan Turna zannetmiştim, biraz inceleyip, solungaçların üzerindeki benekleri görünce dehşete kapıldım, bunlar Dere Alasıydı. Biri 4,5 kg nin üstünde diğeri 3 kilo kadarmış. Lokanta sahibi Arif amca bu yörenin en usta balıkçılarındanmış. Lokantayı işleten oğlu babasının Gürün tarafında avda olduğunu söyledi. Yemekten sonra bana nerelerde avlanabileceğimi, babasının avlandığını bildiği yerleri kendi çizdiği haritalarla anlattı. Onların köyüne gidecektik, 45 km kadar uzaktaki köyden çaya inip orada avlanırsak hem iri hem bol balık tutabileceğimizi söyledi. Ancak köylü, dışarıdan gelenlere sıcak bakmıyor arabasına zarar veriyor, hatta jandarmaya şikayet ediyordu, Amatör Balıkçı Belgemiz olmaması sorun yaratabilirmiş. Gündüz ava gittiğimiz mevkideki köyün insanlarının balığı bilinçsizce avlayıp bitirdiğini, olta ile avlanırken gördüğümüz köylülerin ve hatta Seyfi ninde aslında çoğu zaman serpme ve ağ ile avlanarak tuttukları balığı sattığını söylemişti. Seyfi ile onların köyüne gidersek birbirine düşman olduklarını için Seyfi’yi tanıyan köylülerin bize müsaade etmeyeceklerini belirterek, yalnız gitmemizi orda adını ve telefonunu verdiği insanlarla görüşmeden de çaya inmemezi tembih etmişti. Yemekten sonra hep birlikte şantiyeye döndük. Ben odama çekildim, sırılsıklam olmuş kıyafetlerimi çıkarıp üstümü değiştirdim ve balıkları temizleyip buzdolabına attım. Sonra diğer arkadaşlarımla bir odada oturup gece 2 ye kadar sohbet ettik.
Sabah 5 te telefonun çalan alarmı uyandırdığında, önceki günden ıslanmış, kaloriferin üstüne kurumaya bıraktığım hafif nemli elbiselerimi giyince bir anda kendime gelmiştim. Islak botlarımıda ayağıma geçirip, alel acele çıktım odadan. Hava oldukça kapalıydı, yağmur yağacak diye içim içimi yiyordu. Hemen yandaki kampta kalan genç mühendis arkadaşlarım kapıda beni bekliyorlardı. Arabaya atlayıp süratle düştük yola. Seyfi yide alıp koyulduk yola. Seyfi ye akşam lokantacı ile konuştuklarımı anlattım. Seyfi bunları duyunca köyün uzak olduğunu, oraya benim arabamla gidelemiyeceğini, en az 1,5 saat yürümemiz gerektiğini akşam 7-8 den önce dönemiyeceğimizi falan bahane edip, daha yakınlarda bir yere gideceğiz dedi.Burda da iri balık tutabileceğimizi söylemişti. 10 dk. Sonra dediği yere ulaştık. Ancak arabadan inip malzemelerime baktığımda mepss lerimi odada unuttuğumu gördüm. O kadar yolu geri gidip gelmek çok zaman alacaktı ama yapacak birşey yoktu. Ancak Seyfi demezmi bizim köy bakkalında satılıyor, köy bakkalından meeps alacaktık, hemde orjinal. Seyfi beyaz üstüne mavi benekli meppsin daha iyi iş yaptığını söylediği için 2-3 numara meepslerden 8-10 tane aldık. Zira suyun kenarında ve dibindeki ağaçlara sürekli takılıyor çoğunu bırakıyorduk. Tekrar av yerine giderken 3-4 km önce Seyfi ve Taner i dik bir yamaçta sudan oldukça uzak bir yerde bıraktık. Onlar ordan yukarı doğru avlanarak gelecekti, bende Burak ile beraber ilerideki köprüden yukarı doğru giderek avlanacaktım. Burada çayın kenarı daha sık ağaçlarla kaplıydı, suda iyice daralmış, av oldukça zorlaşmıştı. Hava kapalı ve soğuktu, üşüyordum, önceki günkü kadar istek yoktu içimde. 500 m gittik ancak 2-3 kez olta atabilmiştim. Suyu kesen bir yamaca tırmanıp, dik yamaçtan tekrar öbür tarafa indik. Çayın her iki tarafı tarlalarla çevriliydi yine, ağaçlar arasında olta atmak için daha uygun yerler vardı. Seyfi dikkat etmemi iri balık tutabileceğimi söylemişti. Uzun zaman ne balık tuttum ne de gördüm, artık balık tutamıyacağımı düşünüp bir yandan olta atıyor bir yandan Burak ile sohbet ediyordum. Bir anda meppsin peşinde koca bir balık olduğunu gördüm, saniyesinde bir şapırtı koptu ve balık meppsi aldı, ikimizde şaşırmış afallamıştık. Balık aşağıdan meppsi kovalamış, akıntının sertleştiği noktada yavaşlayan meppse suyun yüzeyinde görülebilir bir şekilde saldırmıştı. Hemen ağırlaşan oltayı sarmaya başladım, 1-2 metre kadar yanaştırdığım balık yine geldiği andaki şapırtıyla meppseten kurtuldu. Hiç beklemediğim bir anda ki bu saldırı beni heveslendirmişti. Balığı kaçırdığım için üzgün değildim. Nasıl olsa başka birini mutlaka alacaktım. Önceki günün aksine bol balık olmadığı anlaşılan yerde 2-3 km kadar yukarı çıkarken sadece 3 balık almıştım ama hepside limitlerin üstündeydi. Meepslerim tükenmek üzereydi, dönüşe başladık, hem diğerlerinin ne yaptığını merak ediyordum hemde öğlene avı bitirip, geç olmadan yola çıkıp akşama evde olmak istiyordum. Dönüşte yine uygun yerlerden olta atmayı ihmal etmedim, ıslanmıştım, üşümüştüm. Yine hiç beklemediğim bir anda bu sefer sadece 2 metre kadar önümde meepsi göremediğim bir anda o müthiş vuruş gerçekleşmişti. Fazla sarmama gerek kalmadan balık suyun yüzeyine çıkmıştı hemen kamışı kenara doğru alıp misinayı tuttum, balığı yakalayıp sudan uzakta oltadan çıkardım, oldukça iriydi 35 cm kadar olan balık bu seferde tuttuğum en büyük alabalığımdı. Keyfim yerine gelmiş, rahatlamıştım. Oltamı toplayıp diğerlerine ulaşmak için köprü ye doğru yürüdük. Henüz ortalarda değillerdi. Köprünün öbür yakasına geçip, olta ata ata onlara doğru yürümeye karar verdik. Henüz 4-5 defa atmıştımki son meepsimide karşıda suya değen dallara takdırdım. Av bitmiş oldu benim için. 5 dk sonra diğer grupta gelmişti yanımıza. Seyfi 10 kadar balık tutmuş bunlardan 6-7 tanesi limitlerin üstünde olmasına rağmen o hepsini almıştı yine. Uyarılarıma rağmen. Balık tükenmez diyordu hala. Öyle olmayacağını izah etmeye çalıştım, ama onun buna dikkate alacağını hiç sanmıyorum. Taner ise bir tane bile tutamamıştı. Ben balıkları alıp birkaç resim çektim, balıkları temizlemeye koyuldum. Bu arada onlar ava devam ettiler, Taner hemen yanıbaşımda ilk balığını tuttu. Hemen kamera ile görüntülerini aldık. O da muradına ermişti. Ben temizleme işiyle uğraşırken onlar devam ettiler ama başka balık tutamadılar. Av bitmişti. Eşyalarımızı toplayıp, biraz oyalandıktan sonra dönüş için yola çıktık.
Seyfi tanıdığı birkaç kişiden balık bulabileceğimizi söylemişti. Onlara uğrayıp, balık soracaktık. Dönerken onları bıraktığımız noktadan serpme ile avlananları gördük, jandarmaya ihbar ederim ben dedi, Seyfi. Balık almak için durduğumuz çiftliğin birinde (sözde dere alabalığını yavruyken yakalayıp, havuzda diğer balıklarla büyütüyorlarmış) çiftlik sahibi önceki gün gelen birilerine balıkları sattığını söyledi. Az bir balık var dedi, gösterdiği 6-7 balık arasında bir tanesi oldukça iri diğerleri çok küçüktü o zaman anladım ki, aslında kendileri serpme ile avlanıyorlar. Köye girip birkaç kişiye daha sordu, ama yokmuş balık. Son görüştüğü avcılardan birine serpme atanları söyledi, oda boşver şimdi ben gideceğim oraya avlanmaya, jandarma beni yakalar bu sefer deyince ortaya çıktı. Başkalarına izin vermeselerde kendileri bu şekilde avlanıyorlardı. Seyfi yi bırakıp önceki arabayı önüne park edip ava çıktığımız çiftliğe balık almak için uğradık. Çiftlik sahibi gerçekten çok iyi güleryüzlü bir adamdı, havuzunda diğer anaçlarla birlikte duran 3 tane dev Dere Alabalığını gösterdi. Yumurta zamanı sağıp, diğer çiftlik balıkları gibi çoğaltmayı deneyecekmiş. Her biri en az 5-6 kg gelirdi. Balık alacağımızı duyunca, getir oltanı tut dedi, ne kadar alacaksan. Oltamı aldım, 5-6 tane tuttum havuzdan, mepps suya değer değmez kapıyordu balığın biri, yarım kilodan fazla gelen balıkları tutmakta oldukça zevkliydi. Burak ta birkaç tane tuttu, çiftlik sahibinin kendisi de heveslendi oda birkaç tane tuttu. Balıkları temizlettirip şantiyeye döndük Şantiyedekiler piknik programı yapmış beni beklemişlerdi. Ancak yola çıkmamız gerektiğini söyleyip onlardan özür dileyerek ayrıldık. Şantiyedeki abilerimiz, büyüklerimiz, bir daha ki sefere önceden haberimiz olsun başka yerler araştıralım, hep beraber gidelim biz pinik yapalım sen balık tut dediler. Bakalım belli mi olur? Belki....
Gerçekten boldu bu çayda alabalık. Çay kaynağından itibaren kenarılarındaki sık bitki örtüsünün, sarp arazinin ve derin vadilerin etkisiyle pek çok kısmında ava elverişli değil. Ulaşım büyük sorun. Ayrıca kaynağa yakın köydekilerin ticari amaçla avlananları silah kullanarak oradan uzaklaştırdığı ve çok titiz oldukları söyleniyor. Ama herşeye rağmen oraya balık avlamaya gidenlerin çok büyük balıklar yakaladığı gerçek. Biraz aşağıda köylerde müsait yerler olmasına karşın burada köylülerin kıskançlığı oraya avlanmaya gidenleri çok zor durumlarda bırakmış. Onlarda sıcak karşılamıyor dışarıdan gelenleri. Hatta oraya gitmeden önce de Jandarma ya bildirmemizi tembih ettiler. En aşağıdaki köyde ise balığı umarsızca avlıyorlar, büyük küçük demeden, hemde ticaretini yapıyorlar söylenenlere göre. Diğer iki köyde o yüzden bu köydekilere düşman olmuş. O yüzden balık bolda olsa limitlerin üstünde balık oranı % 30-40 larda. Jandarma çok sıkı denetim yapıyormuş aslında. Biraz daha denetimi arttırırsa ve köylüde bilinç yerleşirse sanırım kısa sürede orası Alabalık cenneti olur. Umarım orayı tüketemezler....
Onur AKÇAY, Nisan 2004, Adana Ek: jvm1024.jpg (28 kere yüklendi)
|